Türkiye’deki Forumlar: Bir Demokrasi Dersi 25 Austos 2013 Pazar tarihinde yazlm
Türkiye’deki Forumlar: Bir Demokrasi Dersi

href="http://www.bgst.org/listele/yazar/J%C3%A9r%C3%B4me+Roos">Jérôme
Roos
İstanbul’da oldukça muhteşem bir şey
oluyor. Ülke çapındaki “duran adam” eylemlerine ek olarak, il
çapında değişik mahallelerde yavaş yavaş halk meclisleri oluşmaya
başladı. İspanya, Yunanistan ve daha önceki İşgal kampları gibi,
Türkiye’deki protestocular Erdoğan’ın otoriter neoliberal yönetimi
tarafından sunulan sözde demokrasiye karşı kendi doğrudan demokrasi
biçimlerini kurmaya başladılar. Bu, herhangi bir şüpheye yer
bırakmayacak bir biçimde küresel mücadelelerin nasıl derinden
birbiriyle bağlantılı olduğunu gösterir. Devlet protestoculara,
aktivistlere ve twitter kullanıcılarına karşı zalim bir cadı avı
başlattığında, binlerce insan kamusal alanlarda sakin bir biçimde
toplanmaya başladı. Oscar ten Houten’in İstanbul’dan bildirdiği
üzere, günlerdir sürdürülen Abbasağa’daki Beşiktaş forumu, Salı
akşamı katılımcı sayısını üçe katladı ve İstanbul’da yapılan on
halk forumunun ve İzmir’deki bir forumun toplam katılımcı
sayısından daha fazla katılımcıya ulaştı. Oscar’ın (2011’de Madrid
Puerta del Sol işgalinde yazmaya başladığı) önemli blogunda yazdığı
gibi: Bu toplantıların Taksim Dayanışması’yla artık hiçbir alakası
yoktur. Haklarının, özgürlüklerinin, tarihlerinin, inanç ve
geleneklerinin Erdoğan tarafından yok sayılmasından bıkmış olan
Türkiye vatandaşlarının kendiliğinden oluşturdukları
inisiyatiflerdir. … Kadıköy’e vardık ve gerçekten de gözlerime
inanamadım. Abartısız iki binin üzerinde insan hükümetin Gezi
çıkarmasından dolayı duydukları kızgınlığı belirtmek ve daha iyi
bir Türkiye için umutlarını paylaşmak amacıyla yeşillikte
toplanmıştı. Her yerde olduğu gibi, bütün ırk ve mezheplerden,
nüfusun her kesiminden insan vardı. İlginç bir şekilde,
Türkiye’deki halk forumlarının katılımcıları, İspanya’daki gerçek
demokrasi protestolarından esinlenilen bazı metotları, indignados
ile aynı el işaretlerini kullanıyorlar. O halde bu olanlar, Türkiye
ayaklanmasında daha ilk günlerden beri var olan “ayağa kalktık”
fikrini açığa vuruyor ve birçok Türkiye aktivistinin daha ilk
baştan beri ileri sürdükleri iddiayı onaylıyor: Bu hareket, sadece
yerel veya ulusal bir protesto değil, doğası bozulmuş temsili
kapitalist demokrasiye karşı, gerçek bir demokrasi ile genel bir
özgürlük için sürdürülen küresel bir direnişin parçasıdır. O zaman,
gerçek demokrasi nedir? Görünen o ki, değişik insanlar bu fikri (ve
ideali) farklı yorumlayacaklar, bu yüzden bu karmaşık soruya
dosdoğru bir cevap vermek zordur. Ancak, ne olmadığını tanımlamak
çok basittir. Demokrasi, halkın kendi kendini yönetimi demektir.
Sonuç olarak, kurumsal çıkarlar ve dinsel kuruntular hükümete hakim
olmaya başlarsa bu demokrasi olmaz. Aslında, seçilen
politikacıların küçük bir elit kesimi, halk adına konuşmak için
seçildiyse, bu halkın yönetimi değil, ama temsil edilmesidir. Dünya
çapındaki doğrudan demokrasi denemeleri – halk forumları, merkezsiz
karşılıklı yardım ağları, tematik çalışma grupları biçiminde yatay
öz-örgütleme şeklinde –başka bir dünyanın neye benzeyeceği hakkında
bir bakış sağladı. Tabii ki bu, protestocuların elinde ideal
devrimci toplumun ayrıntılı tasarımı var demek değildir; ama onlar,
hiyerarşik ve merkeziyetçi bir lider olmaksızın geniş insan
topluluklarının kendilerini nasıl örgütleyeceklerini gösteren
değişik modelleri aktif bir şekilde test ediyor ve deniyorlar.
Geçen yıl, Atina’da ilk ROAR belgeselimizi – href="http://roarmag.org/2012/11/utopia-horizon-documentary-greek-crisis-syntagma/">Utopia
on the Horizon – çekerken, 90 yaşındaki, şu an
radikal sol koalisyonunda milletvekilliği yapan İkinci Dünya
Savaşı’nın direniş kahramanı Manolis Glezos ile röportaj yaptık.
Nakşa Adası’nda bir köyün belediye başkanı iken doğrudan
demokrasiyi deneyimlemiş. Glezos, halk güçleri tarafından
denetlenen bir parlamentonun akitivistlere yardımcı olabileceğine
hala inansa da, halk devrimlerinin, insanların kendilerini en
alttan başlayarak örgütlemeden ilerleyemeyeceğini savunuyor. Peki
ya Syntagma Meydanı’ndaki, Puerta del Sol ve Zuccoti Parkı’ndaki
halk forumları? Onlar gerçek demokrasi değil miydi? Bunları
Glezos’a sorduğumuzda, yüzünde müstehzi bir tebessümle bize baktı
ve -bizi şaşırtarak- şöyle dedi: “Hayır. Bu demokrasi değildir.
Birkaç bin kişi nasıl olur da toplanıp o bölgede yaşayan milyonlar
hakkında konuşabilir? Bu demokrasi değil – bu bir demokrasi dersi.
Eğer bu hareket sürdürülmek isteniyorsa, bu doğrudan demokrasi
modelleri mahallelere ve işyerlerine yayılmalıdır. İşte o zaman
gerçekten demokratik bir toplumun oluşumunu görmeye başlayacağız.”
Başka bir deyişle, Glezos’un söylediği şey, doğrudan demokrasinin
işlemesi için forumların radikalleşmesinin ve işçilerin öz-yönetimi
şeklinde işyerlerine uzanmasının gerekli olduğudur; Yunanistan’da
Vio.Me fabrikasında olduğu gibi. Tabii ki, bunların hiçbiri
kapitalist devleti devirmek için yeterli değildir: ama insanların
farklı karar alma biçimleriyle, farklı üretim biçimleriyle ve
farklı varoluş, düşünüş ve etkileşim biçimleriyle ilişkilenmelerine
yardımcı olacak bir başlangıç noktasıdır. Kısaca bu, zamanı
geldiğinde kapitalist devletin baskıcı kurumlarının yerine
koyabileceğimiz bir öz-örgütlemenin toplumsal temellerinin
kurulmasıdır. Fakat belirtmemiz gereken bir nokta daha var.
Meydanlardaki doğrudan demokrasi, kapitalist sistemi devirmek için
kimi uzak devrimleri beklemeyeceğimizi de söylemektedir. Bu
günlerde, evrensel bir hümanist trajedi, ekolojik bir felaket ve
derin bir toplumsal ve politik kriz yaşıyoruz. Şimdi,
harekete geçmek zorundayız. Kurumsal elitlerin bunu bizim için
yapacaklarına güvenemeyiz. Politik temsilcilere bu süreci ileri
taşımaları için güvenemeyiz. Güvenebileceğimiz tek kişi kendimiziz.
Biz, halk, bu devrimi sürdürmek zorundayız. Şu andan başlayarak.
Yine de, daha mütevazı bir seviyede – ama belki de her şeyden
önemlisi– doğrudan demokrasiyi putlaştırmamak için dikkatli
olmalıyız. En nihayetinde, forum çok basit bir fenomendir:
Seslerini duyurabilmek ve hayatları hakkında bir şeyler söylemek
isteyen sıradan insanlara ilişkin bir oluşumdur. Forumlar,
senelerce susturulanların onurluca ayağa kalkmalarına ve
fikirlerini beyan etmelerine – ve duyulmalarına – olanak
sağlamanın bir yoludur. Forumlar, ortak insanlık duygumuzu
kapitalist devletin temsiliyet içermeyen kurumlarından ve açgözlü
pençelerinden kurtarmak içindir. Böyle olunca da, forumlar
toplumsal ilişkilenme ve politik katılımların en güzel ve önemli
biçimini oluşturuyor. Gelecekte, belki de nüfusun daha geniş bir
kesimini kapsayacak kadar yaygınlaştırılacaklardır. Ama coşkunun şu
anlarında bile, insanların yaşadıkları ve çalıştıkları yerlerde
sorunlarıyla kendilerinin ilgilendiklerini ve doğrudan demokrasiyi
uyguladıklarını gördüğümüzde, gerçekçi davranmamız gerekiyor: Bu
daha başlangıç. Kapitalist devlet yaşıyor ve kendi paralel
toplumumuzu oluşturmamız yeterli değil. Öz-örgütlenmemizi
geliştirmeliyiz ve daha sonra giderek bütün toplumu kapsamak üzere
özerklik isteğimizi yaygınlaştırmalıyız. Neyse ki, böyle radikal
isteklerin sadece boş hayal olmadığı yolunda umudumuz var. Bu
lidersiz hareketin, Türkiye devleti tarafından salınan şiddetli
otorite akımını boşa çıkardığı görülürken, günden güne umutsuzlaşan
hükümet direnişte bulunanları ya da “provakatif” Tweetleri
yayanları gelişigüzel gözaltına alarak ve hatta askeri devreye
sokmakla tehdit ederek baskıyı giderek artırıyor. Oscar’ın
belirttiği gibi: “Yetkililer hala ne olduğunu anlamıyorlar.
Liderler, saf dışı edilecek veya rüşvet teklif edilecek kişiler
arıyorlar. Ama böyle birileri yok. Biz bir örgüt değiliz, dünya
çapında bir birliğiz. Biz, değişen zamanın eşiğindeki halkız.”
  Çeviren: href="http://www.bgst.org/listele/cevirmen/Maral+%C3%87ankaya">Maral
Çankaya Kaynak: href="http://bgst.org">bgst.org Orijinal
kaynak: href="http://www.zcommunications.org/assemblies-emerging-in-turkey-a-lesson-in-democracy-by-j-r-me-roos"
target="_blank">ZNet, roarmag.org

0 Yorum yapılmış